Geceydi, sıcak bir geceydi belki de soğuk bir gündüzdü hatırlamıyorum.Gece ya da gündüzdü fark eder mi? Hızlı adımlala koyulmuştum yola ve nere gittiğimi de bilmiyordum. Bir yerlere giriyordum sonra o yerlerden çıkıyordum.Güzeldi. Karanlık yerlerdi, insanlar, çıplak sırtlı insanlar üzerime geliyorlardı. Yine de kaçmıyordum onlardan, acıyordum! Sonradan farkediyordum ki kendi sırtımda çıplakla sevişiyordu. Ürpermiştim.
Ben o bir yerlerden çıkıp girmeye devam ederken Atlılar geldiler beni tutuklamaya. Atlılar beni kamyonun kasasına attılar. Belki de ben onların bellerine sarılmışımdır atın üzerindeyken, hatırlamıyorum. Bu kez yine bilmediğim başka yerlere götürülüyordum. Neresi olduğu mühim değil.Gitmek ya da kalmak farketmez.Şimdi kafama takılan gerçek soru şu ki, sıcak mıydı yoksa soğuk mu? Öylesine hızlı yol katettik ki yolun sonunda başım döndüyordu.Bir de soğuktan mı aşırı sıcaktan mı bilmiyorum solmuştum belki de donmuştum tam olarak hissetmiyordum.
Sonra;
Atlılar! Beni bir yerlerde yolun ortasında bıraktılar gittiler!
Atlılar! Tozu dumana kattılar boğuldum!
Tozun dumanın arasında boğulyordum belki de özgürlüğü soluyordum, ne de olsa onlar atlıydılar! Derken fısır fısır sesler duydum.Burnuma belki de kulağıma bilmiyorum ağzıma sesler geliyordu.Kimden, nereden geldiği bilinmeyen sesler diyorlardı ki: "Yaşa!" Bense pusuyordum ama yine de Atlılar'a alkış olsun.
Ben neden buradayım?
Ben neden buradayım?
Tozlar, tatları tuzlu ama az da tatlı. Yani hem tatlı hem tuzlu. Tozlar gerçek. Yine de emin değilim.
Beni buraya kim getirdi?
Beni buraya kim getirdi?
Tozlar dindi, her yer şimdi görünüyor ya da hiç bir yer görünmüyor. Yer yok, hiç bir şey yok, şey yok, yok!
Görüyorum ama kimse yok!
Derken geliyorlar, adamlar geliyorlar alacakaranlıklar içinden. Yaklaştıklarında fakediyorum kollarının çivi, kafalarının bulut olduğunu. Çivi kollar tutuyorlar bileklerimden. Hiç bir şey demeden çekip görüyorlar beni bu bilmediğim yerlerden. Çırpınıyorum kafalarımız değiyor birbirine ve her dokunuşta sisler içinde kalıyor beynim, sisler... Henüz sormuştum ki "Beni buraya kim getirdi?" cevabımı alamadan sürükleniyordum şimdi. Bundan sonra ben yoktum belki de vardım, hem var hem yoktum farkeder mi?
Günlük hayatın akışı içinde toplum ve onu oluşturan bireyler nereye gittiklerini farketmeden yol alırlar.Onlar için herşey doğaldır sorgulanacak pekte bir şey yoktur.Bir çokları nasıl yönetildiklerini ve o yönetimin onların kaderlerini belirlemede nasıl bir rol oynadığını sorgulamayı bile aklı etmezler. Bu yazıda yönetimi sorgulayabilen bir kişinin çerçevesinden hayatı sorguladım. Tehlikeli Oyunlar da Oğuz Atay şöyle bir söz söyler,insanlardaki zavallılığı en önce çocuklar farkediyor, zaten delileri de en önce onlar kovalar.Şimd ben de şunu söylemek istiyorum hayatın zavallığını kovlamak bu durumu sorgulamakta delilerin üzerine vazifedir.
YanıtlaSil