Günler geçiyordu, benim için hiçbir şey değişmiyordu. Yine de zamanın geçişi benim için uçurumla yüzyüze gelmek gibiydi.Hiçbir zaman hiçbir şey için yetmezdi zaman. Dolu dolu geçecek diye korkup da hiçbir şeye yettiremediğimiz vakitler aslında ne kadar da boştu. Farketmezdik. Çünkü farkındalık yoraradı, farkındalık acıydı.
Küçükken bize zamanı anlatmak için uyku vakitleri ölçü olarak verilirdi. Yatcaz, kalkcaz… Yoksa zaman uykuyla paralel mi giderdi. Ya da ikisi aynı şeyler miydi de biz fark etmemiştik bunu çocukluktan bu yana. Şimdi şimdi anlıyorum ki zaman yakıcı bir kış soğuğu, uyku ise soğukta sokakta kalmaya mecbur kalmış bir bireyin mecburi sonu. Ve şimdi zamanın akışı içindeki bizler uyuyoruz.
Her ne kadar üzülüp, sevinsem de zamanın boşluğunu ve uykuları düşünsemde, uyunur uyanırım periyodik olarak. Görmediğim, bilmediğim şehirlerde vapurlar kalkar, uçaklar iner, hayat akıp gider. Bense zamana anlam verme ölçütü saatle selamlaşırım arasıra.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder