7 Aralık 2011 Çarşamba

Umut


Bilmediğim bir yere gitmek için yol tarifi almak istedim. Bir kavşakta yalnızca o yerden geldiğine inandığım birini bekledim, uzunca bir süre. Henüz zaman yok olmamıştı.Uzaktan giden birini oralı sandım ve koştum, sormaya kalmadı, sırt çevirdi selam verince. Derken zaman yok oldu, hava, su güneş, bulut yokluğa karıştı. Yokluğu görmüştüm.
Ani bir ses işittim tanrıdan, ’Başla! Ve daha fazla arama ... beni’. İrkildim ani, dimdik baktım önce karşımda değildi, yukarı bakmaya çalıştım, görmek için.Birden farkettim, ne alt vardı ne üst bütün mekan olguları da yokluğa karışmıştı.Ve o hiç bir yerde değildi. Bu ses benim içindi ve artık herşey olabilirdi bütün yollar, seçim benimdi. Ben duraksarken zaman geri geldi ve gördüm birbir herkesi;Baudelaire, en son benim için sıkılmıştı Pariste, Sylvia, Sırça Fanusa kendini öylesine kapatmamıştı. Ve bunlar, bu ayakkabılar bana Vincent dan kalmıştı, doğruyu bulayım diye. Giydim hemen, duraksamaksızın koşmalıydım şimdi .Çanlar aslın da benim için çoktan çalmıştı, duymamıştım her nasılsa.Ve artık düşünemezdim, gecikmiştim. Onların yanlarına sığınma vakti çoktan gelmişti, umut bitmişti.

Pazar Yeri Ve Renkler

Dünya, insanların kendilerini tezgahlar da sunduğu, hiç için kurulmuş olduğuna inanabileceğiniz bir pazar yeridir.Yağmurdan koruyan brandaların altından ne gökyüzünü ne de güneşi göremezsiniz.Ve dolayısıyla hiçbir şeyin kalitesinden emin olamazsınız burada.Yarı kör, alışveriş yaptığınız bir pazar yeridir dünya.

Bu pazarda neyin iyi, neyin kötü olduğu bilinmez, renkler tek seçim nedeniniz olur.Kırmızı ya da turuncuların şansı bol olur, pullulara ise paha biçilemez. Görenler yarışa girer kırmızı ve turuncular için. Onlar ise gururlu ve güvenli olurlar, tıpkı içi boş başaklar gibi. Kötü gün dostları çok olur fakat nedendir bilinmez kötü günde bile tonları değişmez onların, her ne kadar solmuş görünseler de.Tüm renkler kırmızı ve turuncuya özenir onlar ışıldarken.Keşke onlar gibi, ben buradayım, diyebilselerdi. Gökyüzünden izlerin taşınmadığı bu pazar yerinde mavi esir kalır. Bundandır ki mavi, sessiz ve sakindir her ne kadar hayat dolu bir renk gibi görünse de.

Pazar yeridir dünya fazla konuşmaya gerek kalmaz, herşey hızlıca başlayıp bitiverir. Çünkü hem çeşit boldur hem de fiyatlar uygun. Bu pazar yerin de en çabuk elden giden zamandır. Herkes ona yetişmeye çalışır, o hengamede kimin ne sattığı bilinmez. Tek dikkat çeken renklerdir ve pazarlık bile edilmeden çabucak bitiverir alışveriş.

Pazar yeridir dünya, evlere akıl erdikçe geçilir, malların değeri kullanıldıkça anlaşılır. Kimi kullanılmadan ev yolun da elinizde kalır. Kalite anlayışının ne olduğunun, fiyatların neye göre belirlendiğinin bilinemediği bir pazar yeridir dünya.İnsanlar işine geleni alır, diğerlerine ise gözatma gereği bile duymaz. Işıldamak önemlidir.

Beyazların lafı bile olmaz bu pazar yerinde. Çünkü beyazlar renkten sayılmazlar, kırmızı ve turuncuların arasın da dikkat çekemezler. Beyazlar hassas olurlar, koşuşturmanın ortasın da  tozların arasın da griye dönerler, pazardan, pazarlıklardan koparlar. Siyahlar renk olmasalar da, ilk başlar da farkedilmeseler de tozlandıkça daha bir olgunlaşırlar, geçen zamanla antika değeri kazanabilirler.

Pazar yeri, mavi bir de beyazlar akşam sabah içiçe olurlar, birbilerinden güneşten ve gökyüzünden habersizce. Hepsi yalnızdırlar ama az da olsa hep bir umut vardır onlar için. Kimbilir belki bir gün brandalar kalkar bu pazar yerinin üzerinden. Beyaz, gün ışığıyla yeniden parlar ve yeniden gözleri alır. Mavi gökyüzünün rengiyle birleşip ruhundaki özgürlüğü yaşar. Bu pazar yerinde gün gelir belki bütün efsanelerin gerçekliği gözler önüne serilir kırmızının ateşi, beyazın masumiyetine dair.

25 Ekim 2011 Salı

Suskunluk

Bugün hayatımda ilk kez iş görüşmesine gittim. Bu görüşmenin sonucunu bilmiyorum fakat  hayat bakışıma olumlu kazanımları olduğunu şimdiden söyleyebilirim. Görüşme sırasındaki heyecanımı ve kelimelerin ağzımda anlamsız bir yumağa dönüşmesini ömrüm boyunca unutmayacağım.
Bu durumun üzerine bugün 'susmak' kelimesinin anlamına sözlükten bakma gereği duydum. TDK ya göre susmak kelimesinin, sonucu aynı kapıya çıkan üç tane açıklaması vardı :
  1. Konuşmasınıkesmek veya konuşmaktan kaçınmak.
  2. Ses veya gürültüyü kesmek, ses ve gürültü yapmamak.
  3. Etkisini göstermemek, tepki göstermemek.
Her üç açıklamaya da bakıldığında 'susmak' eyleminin bilinçli bir şekilde gerçekleştirildiği sonucuna varabiliriz.
Peki ya konuşmayı, gürültüyü kesmeden bilinçsizce susmak durumunun varlığı neden bu kelimenin açıklaması içinde yer almaz ? Bence kişi anlatmayı ve anlaşılmayı başaramadığı durumda gerçekten susmuş demektir. Bu durum onu fikirleriyle başbaşa toplumdan uzak bir hale sokar. Düşünün ki toplumda sessiz, sakin olarak anılan bir çok kimse suskundur fakat bu mizaç bir çoklarına kendini ifade anlamında çok daha fazla fırsat sunar.Çünkü bu insanlar bunu, yani suskunluklarını yerinde ve zamanın da kullanmayı bilirler.Peki ya konuşarak herşeyi çözebileceğini sanan suskunların varlığından kim haberdar? (Bence kendileri bile suskunluklarının farkında değiller) Bu kişiler toplum tarafından yeterince tanınmazlar, o veya bu şekilde ön yargılarla (her ne kadar kendilerini anlattıklarını sansalar da) suskunluğun dibine vurdurulurlar. Aslında gerçektende anlatamazlar çünkü yarım yamalak tamamlanmıştır insanların beyinlerinde onların  fikirleri. Yerlerinde artık başkalarının ön yargıları vardır ve ümitle, sabırla, konuşarak(yorularak) anlaşılmayı beklerler.